Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler

İngiltere’deki 21 üniversitede yapılan bir ankette, felsefe öğrencilerinin yaklaşık %90’ının uyuşturucu kullandığı kaydedildi. Bu sayı, diğer disiplinlere oranla oldukça fazla.

Oxford’lu bir filozof, online öğrenci gazetesi olan Tab tarafından hazırlanan bir ankete uyuşturucu deneyimlerini anlattı: “Ailenle yemek yerken dünyayı tek renkli görüp müthiş bir baş dönmesi hissetmek! Sanırım konuşmalarım hiç tutarlı değildi.”

Tab’e anlatılan diğer uyuşturucu deneyimleri daha eğlenceli. Notthingham Üniversitesi’nden bir klasik edebiyat uzmanı, fındık kaplı yasadışı uyuşturucu madde alarak üç boyutlu gözlüklerle 4 km koştu. MDMA, ketamin ve gülme gazı alan Oxford Matematik bölümü öğrencisi, “Godzilla olduğumu sandım,” dedi.

21 üniversiteden 5 bin öğrencinin katıldığı Tab’in yaptığı araştırmaya göre; tıp fakültesi öğrencilerinin %57’sine kıyasla, felsefe öğrencilerinin %87’si uyuşturucu kullanmış. Nedir bu tutarsızlık? Felsefe daha kolay olduğu için böyle bir eğlence mi sunuyor öğrencilere? Gerçekten mi? Kant’ın felsefesini kavramak kadavraları incelemekten daha mı az zahmetli?

Tab editörleri mantıklı olarak; ankete tam bir güvenle yaklaşılmaması gerektiklerini söylüyor çünkü katılımcıları kendileri seçmiyorlar. Eğer öyleyse, neden felsefe öğrencileri ankete katılma konusunda diğerlerine göre daha yatkın oluyor? Göreceli iş beklentileri filozofları uyuşturucuya mı sürüklüyor? Eğer öyleyse, neden uyuşturucu kullanan işletme öğrencilerinin sayısı uyuşturucu kullanan hukuk öğrencilerinin sayısından daha fazla?

Başka bir teoriye göre felsefe; kişinin bilincindeki portalların birer entelektüel ucube olabilmek için yeniden ayarlanmasını gerektirir. Thomas Nagel’ın süper denemesi: Yarasa olmak neye benzer?’de büyük filozof şöyle yazar: “Yarasa olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmek istiyorum. Bunu hayal etmeye çalışsam da kendi zihin kaynaklarım kısıtlı; bu kaynaklar bu görev için yetersiz kalmaktadır.”

Nagel, uyuşturucu almanın bu kaynakları genişleteceğini düşünmüyordu ama diğer filozoflar bunu denedi. William James azot oksit aldı ve The Varieties of Religious Experience’de bundan bahsederek “mistik bilince olağanüstü derecede teşvik” ettiğini belirtti. Tanrı kavramını Hegelci felsefe ile anlayan bir tek o oldu: “Bana göre, onun gerçeklik duygusu sadece zihnin yapay mistik halleri aracılığıyla oluşur.”

Belki de James’in uyuşturucu deneyi bugünün filozoflarına ilham veriyordur: Öğrencilerin %45’i gülme gazı aldığını iddia etti, belki de öyle değildir. % 68’i esrar kullanmış. Hangi öğrenci tipleri hangi tür maddeleri tercih ettiğine dair bilgi sahibi olana dek, zaman kaybına sebep olan spekülasyonların içinde kaybolduk.

Antik Yunan ve Roma’da tetrapharmakos adında bir uyuşturucu madde vardı; balmumu, domuz yağı, zift ve çam reçinesi içeriyordu, nefis… Adriyen (Roma imparotoru) onu çok lezzetli nefis bir yiyecek olarak kabul ediyordu ve muhtemelen bu maddenin etkisi altındayken şu meşhur duvarı (Adriyen Duvarı) yaptırmıştı. Helenistik filozof Epiküros da bu maddeyi kullanmıştı ve yaşamı mutlu kılacak dört madde belirlemişti. Uyuşturucu bağımlılığı hedonizmini bırakın, dedi: Sizi rahatsız eden şeyin tedavisi entelektüel, mistik değil; Tanrı’dan korkmayın, ölümden korkmayın, iyi olana kolay ulaşılır, kötüye katlanmak kolaydır.

Epiküros’a göre bu kür sayesinde iç huzura ulaşılabilir. İyi fikir. Ama, Hegel’i anlamak, bir yarasa ya da Godzilla olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmek istiyorsanız, gülme gazı deneyin.

Yazar: Stuart Jeffries
Çeviri: Meltem Çetin Sever
Kaynak: The Guardian

İÇERİK SAĞLAYICI

Kimya öğretmeniyim. Dokuz yıl Ankara’da dersane öğretmenliği yaptım. 2008 yılından beri İngiltere’nin Derby şehrinde yaşıyorum. Evliyim ve Elif adında yedi yaşında bir kızım var. Onunla birlikte dünyayı yeniden keşfediyorum ve gönüllü işler yapıyorum. En sevdiklerim ; fotoğraf çekmek (500px.com/meltemcetinsever ) , bisiklete binmek, kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlemek, bilimle ilgili hergün yeni şeyler öğrenmek... Hayata bakışımı en güzel Carl Sagan’ın sözü açıklar: “I don't want to believe. I want to know.” Yani; “İnanmak değil, bilmek istiyorum.”

Comments are closed.