Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler

Siyaset kuramcısı Hannah Arendt’in 110. doğum günü, başkanlık seçiminin bu ay gerçekleşen ikinci ve son münazarasıyla geçti. Seçim sürecinin büyük bir kısmında, Arendt’in hayaleti tarafından ziyaret edildim. 1951’de Nazizm ve Stalinizm’in yükselişinin tarihini, çokça alıntılanan Totalitarizmin Kaynakları isimli kitabında oldukça isabetli bir şekilde ele alan bu sigara tiryakisi Alman siyaset kuramcısından başka hiç kimse, devam eden bu seçim sürecini daha iyi anlatamazdı.

Kendi döneminin en önemli siyaset felsefesi çalışmalarından biri olarak değerlendirilen bu kitap, bugünlerde seçim döngülerinin, özellikle Donald Trump’ın adaylığı üzerinden, çağdaş analizini yapmaya yardımcı oluyor. Henüz toplama ve çalışma kampları olmasa da, kitapta tasvir edilen soykırımcı totaliter rejimlerin arkasındaki siyasi propaganda ve sistematik örgütlenme, bu yılki seçim başlıklarından çıkarılabilirdi.

Elimdeki Totalitarizmin Kaynakları kopyasının birçok cümlesinin kenarına, “CİDDEN ÖYLE, HANNAH” yazmaktan kendimi alamadım. Bu yazıda kullandığım 14 alıntı, Trump kampanyasını kısaca özetliyor.

1. Siyasi değişimin “Her Şey Berbat Oldu” teorisi

Can alıcı sorunun cevabı: Avrupa uluslar komitesinin, bu şeytanın her şeyi mahvetmesine izin vermesinin nedeni, tüm hükümetlerin kendi ülkelerinin gizlice parçalandığını, siyasi iradenin kendi içinde güçsüzleştiğini ve günlerinin sayılı olduğunu bilmeleridir.

Arendt’e göre totalitarizmin ön koşullarından biri, siyasi alanın oldukça istikrarsız olduğunun toplum tarafından kabul görmesidir. Bill Clinton dönemindeki küreselleşme, iklim değişikliği ve sonu gelmeyen terörizmle mücadele de bu düşünceyle uyuşmaktadır.

2. Göçmenleri ve mültecileri düşmanlaştırmak, ulusal politikaların bir mülteci krizi yarattığını kabul etmekten daha kolaydır

Uluslararası konferanslarda, devletsiz insanlara yasal bir pozisyon sağlanması için yapılan her girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır çünkü hiçbir anlaşma, gelen yabancıların kurallar çerçevesinde geri gönderilecekleri bölgeyi değiştiremez. Sığınmacı sorunları üzerine yapılan her tartışma tek bir soru çevresinde dönüp duruyor: Sığınmacılar tekrardan nasıl geri gönderilir?

Arendt, I. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan sığınmacı krizinin Avrupa ülkelerinin çözünmesini kolaylaştırdığını düşünüyordu. Arendt özellikle Milletler Cemiyeti’nin krizle ilgilenmekte başarısız olduğuna dikkat çekti ki bu durum bize hiç yabancı değil.

3. Trump faşizmi havalı bir hale gelmeden çok önce Avrupa ve Kuzey Carolina faşizme düşkündü

II. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği sırada çoğu Avrupa ülkesinin halihazırda bir çeşit diktatörlük rejimini benimsediği, parti sistemini devre dışı bıraktığı ve yönetimdeki bu devrimci değişimin çoğu ülkede devrimci bir ayaklanma sonucu meydana gelmediği kolaylıkla unutuluyor.

Trump’ı destekleyen Geert Wilders ve Nigel Farage gibi aşırı sağcı siyasi kişiliklerin ve siyasi partilerin yıllardır güç kazandığı unutulmamalıdır. ABD’de yerel ve eyalet hükümetleri düzeyinde uygulanan politikalardan bahsetmeye bile gerek yok. Kuzey Carolina’daki HB2 kanunu ya da Birleşik Krallık’ta Theresa May’in göç teklifleri göz önüne alındığında, Trump’ın bu siyasi konumu yoktan var etmediği açıkça anlaşılmaktadır. Bu tür siyasi tutumlar, ülke çapında ve dünyanın geri kalanında normalleştiriliyordu.

4. Çoğunlukla yalanlar üzerinde yükselen bir dünyada şarlatanların çağrısı

Kitlelerin gerçeklikten kaçması, yaşamaya zorlandıkları ve içinde var olamayacakları bir dünyaya karşı verdikleri bir karardır, çünkü tesadüfler bu dünyanın efendisi olmuştur ve insan, kaotik ve rastlantısal durumların, insan yapımı göreceli bir tutarlılık kalıbına dönüşmesine ihtiyaç duyar. Ancak sağduyunun geçerliliğini yitirdiği yerlerde totaliter propaganda sağduyuyu kolayca aşağılayabilir.

Ömürleri boyunca Demokrat birlik içinde yer alanların taraf değiştirdikleri haberleri ve Trump mitinglerinden yapılan gözlemlerin gösterdiği üzere pek çok Trump destekçisi geleneksel siyasetin dışında bırakıldıklarını, dışlandıklarını ve ihanete uğradıklarını düşünüyor.

5. Trump destekçileri: Onlar çok “galabalık”, çoğunluğu elinde bulunduruyorlar

Totaliter hareketler şu ya da bu sebepten ötürü siyasi örgütlenmenin tadına varan kitlelerin bulunduğu yerlerde var olabilirler. Kitleler, ortak çıkarlarının bilinci içinde bir araya gelmemiştir ve kararlı, sınırlı ve ulaşılabilir hedeflerle kendini gösteren belirli bir sınıfın ifade kabiliyetinden yoksundurlar. Potansiyel olarak her ülkede bulunurlar ve hiçbir partiye katılmayan ya da seçime dahi gitmeyen o tarafsız, siyasi olarak kayıtsız kalabalığın büyük bir kısmını oluştururlar.

6. Yerinden edilmiş kitleler ve seçkinleri birleştirme aracı olarak ırkçılık üzerine

Marksist ifadeyle, yeni ortaya çıkan, çete ve sermaye arasındaki ittifak kavramı o kadar doğaya aykırı ve açıkça o kadar sınıf mücadelesi doktriniyle çelişkiliydi ki, emperyalist kalkışmanın asıl tehlikeleri, yani insanlığı efendi ırklar ve köle ırklar, üst ve alt soylar, renkliler ve beyazlar olarak ayırmak gibi insanları çeteleşme temelinde birleştirmeye yönelik hamleler tamamen gözardı edilmişti.

Seçkinlerin, haklarını kaybeden kitlelerin arasında ırkçı duyguları körüklemesi yeni bir girişim değil; dolayısıyla pek çok Trump destekçisi, Trump’ın Meksikalılar ya da Müslümanlara yönelik açıklamalarına rağmen onun yanında durmaya devam ediyorlar. Ancak nasıl oluyor da tekrar eden skandallara ve kadınlara yönelik istismar iddialarının ya da iş anlaşmalarında yapılan usulsüzlüklerin açığa çıkmasına rağmen çoğu Trump yanlısı ona bağlı kalmayı sürdürebiliyor?

7. Trump’ın felaket bir iş insanı ve söylentilere göre cinsel bir yırtıcı hayvan olması neden tamamen kabul edilebilir?

Totaliter liderlerin kariyerleri eski çete liderlerini özelliklerini yansıtıyor: İş hayatında ve toplumsal hayatta başarısızlık, özel hayatta sapıklık ve felaketler. Bu kişilerin siyasi kariyerlerinden önceki yaşamlarının başarısızlıklarla dolu olması gerçeği ve eski partilerin daha saygın liderlerinin bu gerçeği onlara karşı kullanması, totaliter liderlere olan kitlesel desteğin oluşmasındaki en güçlü etkendi.

8. Ayrıca bu yalanlar bir amaç dahilindeydi (ya da faşist siyasi strateji olarak algınızı yönetiyordu)

Sürekli değişen, anlaşılmaz bir dünyada kitleler, aynı anda her şeye inandıkları ve hiçbir şeye inanmadıkları, aynı anda her şeyin mümkün olduğunu ve hiçbir şeyin doğru olmadığını düşündükleri bir noktaya gelmişlerdi. Totaliter liderler propagandalarını doğru psikolojik varsayım etrafında şekillendirdiler. Buna göre, bu koşullar altında bir gün herkesin en fantastik açıklamalara inanmasını sağlayabilirdi ve diğer gün bu bilgilerin yanlışlığına dair reddedilemez kanıtlar sunulduğunda, insanlar, kendilerine yalan söyleyen liderlerden desteklerini çekmek yerine sinizme sığınırlardı. En başından beri açıklamaların yalan olduğunu bildiklerini iddia eder ve liderlerin üstün taktiksel zekalarını takdir ederlerdi.

Kamu halihazırda medya seçkinlerinin iddialarına karşı şüphe duyuyorsa, yalanları ve başarısızlıkları, doğrular ve zaferlere döndürmek kolaydır. Ancak totaliter lideri tanımlayan tek şey bu yalanların hızla yayılması değil, onun gerçekten söylediği şeylerin kötü niyetle yazıldığı ya da abartıldığı iddia edilerek göz önünden uzaklaştırılmasıdır.

9.Yalanı, gerçekte korkunç siyaset hamlelerinin üzerinden dikkati uzaklaştırmak için kullanmak üzerine

Propaganda yalanlarının önemini gereğinden çok büyütmemek için şunu hatırlamak gerekir ki Hitler birçok kez hareketinin gerçek amaçlarını tamamen içten ve saldırgan bir açıklıkla tanımlamasına rağmen bu amaçlar, böylesi bir tutarlılığa hazır olmayan kamu tarafından bilinmiyordu.

10. Hannah Arendt bir anlamda Peter Thiel’i küçük düşürüyor

Hitler’e yardım eden iş insanları, saf bir şekilde, yalnızca bir diktatörü desteklediklerine ve kendilerinin yarattığı bu diktatörün doğal olarak kendi sınıflarının lehine ve diğer tüm sınıfların aleyhine bir yönetim sergileyeceğine inanıyorlardı.

11. Cephe örgütlenmeleri üzerine ya da Paul Ryan’dan Alex Jones’a nasıl gelinir?

Dış örgütler, hareketin üyeliğini kendilerini dışarıdan, normal dünyadan ayıran bir duvarla çevreler; aynı zamanda normalliğe uzanan bir köprü görevi de görürler, onlar olmadan, yönetime geçmeden önceki süreçte yanlarında bulunan destekçiler kendi görüşleri ve normal insanların görüşleri arasındaki farklılıkları, kendi yalan kurgusallıkları ve normal dünyanın gerçekliği arasındaki farklılıkları çok daha keskin hissederler.

12. Hannah Arendt, Kurbağa Pepe ve tüm diğer 8chan muhabbetlerini de anlamıyor

Tüm bu dış örgütlenmeler kavramının garipliğine destek olan bu anonimlik, bu yeni örgütlenme yapısının başlangıcını da gölgeliyor.

Imageboardlar ve VR milyarderlerin yaptığı SuperPac’ların arasında, Trump destekçilerinin kimler olduğunu ve onların aslında neye inandığını anlamak kafa karıştırıcı olabilir. Ancak tekrar eden bir mevzu var: soyutlanma yanlısı “önce Amerika” milliyetçiliği.

13. Ulus-devleti içeriden tamamen çökertmek için havalı bir numara olarak Milliyetçilik

Yahudi aleyhtarları bir yandan kendi uluslarının siyasi oluşumunu yıkmaya hazırlanırken diğer yandan aşırı milliyetçi konuşmalar yapmaktan keyif alıyorlardı, çünkü kabile milliyetçiliği ve onun doyumsuz fetih arzusu, ulus-devlet ve onun egemenliğinin dar ve mütevazı sınırlarının genişletilmesini sağlayacak temel güçlerden biriydi.
Bir kitap olarak Totalitarizmin Kaynakları ve genel olarak Arendt’in siyaset kuramı, bugünün Amerika Birleşik Devletleri’ni anlamak için tamı tamına kusursuz araçlar değillerdir; çünkü, örneğin Arendt’in daha sonra Amerikan ırkçılığı üzerine yazdıkları, siyahi karşıtlığını ve sivil haklar hareketini anlamak konusunda yetersiz kalmıştır. Ancak bugünkü seçim iklimi ve Totalitarizmin Kaynakları arasındaki paralellikler aslında bir tehlike arz etmektedir. Bu konuda yapacak daha çok iş var.

Arendt’in belirttiği üzere totalitarizm tehlikesini ciddiye almak konusundaki inkar ve başarısızlık çoğunlukla bu hareketlerin güçlenmesini sağladı. Totaliter rejimler ideolojik olarak, kaçınılmaz bir şekilde kendilerini yok etmek üzerine kurulmuşlardır. Trump, rezaletleriyle, Oval Ofis’teki şansını (bu sefer!) kendi kendine berbat edebilir; ancak bu çıkarım, bu iskelet yığınından daha iyi bir şeyin çıkıp onun yerini alacağı anlamına gelmiyor.

Yazar: Ingrid Burington
Çevirmen: Deniz Saldıran
Kaynak: Fusion 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

İÇERİK SAĞLAYICI

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Lise yıllarından beri İngilizce-Türkçe çeviriler yapıyorum. 3 senedir İspanyolca öğreniyorum ve mezun olduktan sonra İspanyolca çeviriler de yapmayı hedefliyorum. Önümüzdeki sene yayınlanacak olan bir kitabın çevirmenliğini yapıyorum. Üniversitenin ilk yıllarında okulun çeşitli öğrenci kulüplerinin çıkardığı dergilerde editörlük yaptım. Ayrıca yine bu dergilerde yazılarım ve çevirilerim yayınlandı. Dil öğrenmeyi, kitap okumayı ve seyahat etmeyi çok seviyorum.

Comments are closed.