Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler

New Scientist’te, doğru ve yanlış algısının nereden geldiği sorusunu soran ilginç bir makaleye rastladım. Diğer bir deyişle, ahlaki kararlar duyguya mı yoksa mantığa mı dayanır? Sonuç olarak cevap; her ikisi de.

Makale, ahlaki muhakeme gerektiren birkaç senaryoyu listeliyor. Mesela;

“Bir tramvay kontrolden çıkmış şekilde hızla hat boyu aşağı doğru geliyor ve ilerlediği yönde de oldukları yerden başka yere kımıldayamacak olan beş kişi var. Eğer hiçbir şey yapmazsanız, bu insanlar kesinlikle ölümle karşılaşacaklar. Ancak, bir seçeneğiniz var: makas atlatarak, tramvayı gidiş yönünde sadece bir insan duran başka bir yöne çevirebilirsiniz. Ne yapardınız? Belki, birçok insan gibi, can kaybını azaltmanın doğru olduğuna inanırsınız, böylece rasyonel olan şeyi yapar, tramvaya makas atlatırsınız. 
Peki ya durum biraz farklı olsaydı ne olurdu? Bu sefer, siz bir köprüde yola karşı duruyorsunuz. Tramvay yaklaşıyor. O beş kişi hala oldukları yerde mahsur, kımıldayamıyorlar; ancak makas atlatmak, yön değiştirmek mümkün değil. Elinizde olan tek şey, önünüzde iri yarı bir adamın duruyor olması. Eğer o adamı hattın üzerine iterseniz, onun cüssesi kontrolden çıkmış tramvayı durdurmaya yeter. Diğerlerinin hayatına karşılık o adamınkini feda edebilirdiniz – bire beş, aynı önceki durumdaki gibi. Şimdi ne yapardınız?”

İkinci senaryoda, çok az insan, aslında daha büyük bir iyilik uğruna birini ölüme itecektir. Bunu yapmak onlara yanlış gelir.

Bilim insanları bunun neden böyle olduğu konusunda merak içindeler. Princeton Üniversitesi’nden felsefe ve bilişsel bilim konusunda uzman Joshua Greene, aradaki farkı anlayabilmek için beyin görüntüleme tekniklerini kullandı.

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme çalışmaları, farklı durumların farklı beyin tepkilerine yol açtığını öne sürüyor. Makas atlatma seçeneği verildiğinde, “yönetici” karar verme işlevleriyle ilişkili beynin ön taraflarına doğru olan alanlar aktif hale geliyor; her ne kadar maliyet-fayda analizi yapsa da. Buna karşın, bir adamı ölüme itip itmemeye karar verirken, ani duygusal tepkilerle ilgili olan beyin alanlarında birçok aktivite oluyor gibi duruyor. Birini ölüme atmak bir nevi kişisel ahlak ihlalidir ve beyin bununla baş edebileceği yöntemler geliştirebilmiştir. Buna karşın, makas atlatmak gibi özgün, soyut problemler daha mantıksal bir analize ihtiyaç duyar.

Köprü senaryosunda beynin farklı alanlarını kullanmanın yanı sıra, insanlar kararlarını daha uzun sürede alıyorar – ve adamı itmeye karar verseler dahi bu süre yine uzun oluyor. Daha büyük bir iyiliği desteklemek adına ahlaken çok da hoşa gitmeyen bir eylemi gerçekleştirmeyi düşünmeleri, içsel bir çatışmanın kanıtıdır. Bu durum, bilişsel çatışmalarda aktive olmasıyla bilinen, beynin bir alanı olan anterior singulat korteksinde artan bir eylemlilikle ortaya çıkar. Bunu takiben, itmeyi seçen insanlarda özellikle işaretlenmiş bilişsel denetim ve duygusal tepkileri bastırmayla ilgili alanlar, eylemle birlikte ışıldıyor.

Greene, bu eylemin başkalarına zarar vermeye karşı duyulan duygusal hoşnutuzluğun üstesinden gelmek için gerekli olan bilişsel gayreti yansıttığına inanıyor.

Duygu ve mantık, değerlerimizde nasıl rol oynar? Birçok durumda, insanlar rasyonel düşünmeyi bir kenara bırakıp içgüdüleriyle hareket ederler. Charlottesville’deki Virginia Üniversitesi’nden Jonathan Haidt’in çalışmaları, iğrenme gibi duyguların neleri ahlaken kabul edilebilir bulduğumuzda büyük rol oynadığı düşüncesini ileri sürüyor.

Örneğin, insanlara bir erkek kardeş ve kız kardeşin olduğu bir senaryo sunmuşlar. Kardeşler, bir kulübede tatildeler ve birlikte cinsel ilişkiye girerek deney yapmaya karar verirler. İkisi de korunur, böylece soy içi üremenin sebep olacağı genetik bedele sahip olabilecek bir çocuk yapma şanslarını ortadan kaldırırlar. Bu deneyi bir daha asla tekrar etmezler ve her ikisi de hayatlarına hiç bir olumsuz psikolojik etki olmadan, normal şekilde devam ederler.

Eğer bundan irkilip geri çekiliyorsanız, yalnız değilsiniz. Ancak birçok insan irkilmeden de ileri gider ve bu hareketin ahlaken yanlış olduğuna hüküm verirler. Sebebini açıklamak için zorlandıklarında, açıklamalarını çoğu zaman şu sözlerle bitirirler: “Bilmiyorum, bunu açıklayamam, sadece bunun yanlış olduğunu biliyorum.” Haidt’a göre, bu “ahlaken şaşırtan”ın öne sürdüğü; ahlaki mukahemenin ahlaki kararları aldıktan sonra oluştuğu ve bunun gerçekten sezgisel ve duygusal işlemlerle ulaşılan alenen meşrulaştırılan ahlaki yargılarla alakalı olmasıdır. “Bu muhakeme işlemi, hakikati arayan bir yargıç ya da bir bilim insanından ziyade, müvekkilini savunan bir avukat gibidir” ifadesini kullanır.

Bununla beraber, rasyonel düşünmeyi sosyal normlar değiştiğinde de kullanırız. Bir zamanlar kölelik, ırklararası evlilik ve eşit olmayan haklar norm olarak kabul edilirdi. Şimdiyse, insanlar kürtaj ve eşcinsel evliliğin kavgasını veriyorlar. Yarın bize ne getirecek?

Gündelik seviyede, her şeyi her daim mantığa oturtuyoruz. Daha önemli olan ne; iş mi çocuğunun futbol maçı mı? Yardım kuruluşuna bağış yapmak mı yoksa göz koyduğunuz o yeni cihazı satın almak mı? Evsiz muhtaç birine para vermek mi; göz temasından kaçınmak mı?

Yine de, makalenin de dikkat çektiği gibi, iğrenme ve ahlakın kol kola gittiğini ve içgüdüsel duygusal tepkilerimizin nasıl da kolay etkilendiğini görmek oldukça ilginç.


Çevirmen: İrem Tanyeli
Kaynak: DeliriumsRealm 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

İÇERİK SAĞLAYICI

Ankara’da doğdu, büyüdü, okullara gitti. Ankara’dan başka yerde yaşanmaz derken kendini Utrecht’te buldu. Hep arkasından kovalayan var gibi koştu, ama şu sıralar duruyor. Dururken daha çok okuyor, izliyor, dinliyor. Şimdi de heves etti, çeviri yapmayı deniyor.

Comments are closed.